1 Haziran 2009 Pazartesi

Borçlanıyoruz Ama Nasıl ?

Anlaşılan o ki Uluslararası Para Fonu (IMF) meselesi rafa kalkmış bulunuyor. Ne zamana kadar? En azından bizim piyasalarımızda yeni sert bir dalga gelinceye kadar. Yani ucu açık görünüyor. Eğer TL hızla değer kaybeder, faizler sıçrar, borsa düşerse eminim IMF ile anlaşma olasılığı tekrar hükümet tarafından hızla ortaya sürülecek ve yine IMF beklentisi yaratılacaktır. Ama şu anda hükümetin IMF ile bir anlaşma iştahının yüksek olmadığı görülüyor. Ya da diğer bir deyişle bu kanı yaygınlaşıyor. Son bir haftada yapılan bazı açıklamalara bakınca artık herkesin kendisini IMF'siz bir Türkiye'ye alıştırmaya çalıştığı görülüyor. Baksanıza dünya finans piyasalarının önemli oyuncusu olan JP Morgan bile "IMF ile yakın dönemde anlaşma olası görülmüyor" diyor.

Borçlanma cesaretlendirdi

Öte yandan Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer IMF ile anlaşmanın eylüle kalmasında sakınca olmadığını belirtiyor. Her sabah NTV'de beraber program yaptığım ve IMF konusunda yayımlanmış bir kitabı bulunan Hazine eski müsteşarı Mahfi Eğilmez'e göre IMF ile bırakın eylülü, hiç anlaşma olmaması olasılığı bile bir hayli yüksek. Türkiye'de yaygın bir inanç var: "IMF ile ortak bir düzenleme olmamasına rağmen Türkiye dışarıdan rahatça borçlanabiliyor. O halde IMF'ye ne gerek var." Örneklere bakıldığında gerçekten de hem Hazine'nin hem de bankaların dışarıdan borçlanmalarını sürdürdüklerini görüyoruz. Hazine en son mayıs başında 1.5 milyar dolarlık eurobond sattı, hem de 10 yıl vadeli. Üstelik bu kağıtlara gelen talep beş katı gibi yüksek bir düzeyde. Bu ihraçla birlikte yılın ilk beş ayında 2.5 milyar dolar borçlanabilmek Ankara'daki karar vericileri cesaretlendirmiş olsa gerek. Öyle ya IMF'ye ne gerek var, Hazine piyasaya çıktığı zaman rahatça borçlanabiliyor. Bankalar tarafında da durum aynı. Garanti Bankası, Yapı Kredi ve İş Bankası gibi bankalarına ardarda gelen sendikasyon kredilerine bakın.

Maliyetler yükseliyor

Bu resmin bir de diğer tarafı var. Evet dışarıdan borçlanabiliyoruz ama hangi maliyetlerle. Dünya piyasalarında artık kaynak eskisi kadar bol değil. Ve daha uzun bir süre de böyle olmaya devam edecek. İş Bankası bu hafta 570 milyon dolarlık bir sendikasyon kredisi aldı ama bu krediye ödediği toplam maliyet Libor artı 250 baz puan. Oysa eylülde aldığı bir önceki sendikasyon kredisinin maliyeti Libor artı 75 baz puandı. Bu kredi iki yıl önce alınan ve bu mayısta vadesi dolan 900 milyon dolarlık kredinin yenilenmesi olarak görülmeli. Böyle bakınca İş Bankası kredisinde yüzde 63 gibi bir yenileme oranı var. Yani krziden önce olduğu gibi yüzde 100 ve üzerindeki oranlar artık yok. Son dönemde kredi imzalayanlardan bir tek Garanti Bankası yüzde 100'lik bir oranda vadesi gelen kredisini yeniledi.

Koşullar sıkılaşabilir

Diğer bankalar hep ödediklerinden daha az borçlandılar. Ya ihtiyaçları olmadığından ya piyasa koşullarından böyle oldu ama sonuçta dış borç çevirme rasyoları geriledi. Hazine borçlanmalarında da maliyet arttı. Son tahvillere ödenen spread benzer Amerika hazine kağıdının faizinin 448 baz puan üzerinde. Şu anda Libor faiz oranları çok düşük seviyelerde. Bu nedenle spread artışı çok önemli görülmeyebilir ancak 2009 sonu ya da 2010 başında uluslararası piyasa koşulları daha da sıkışabilir. IMF ile anlaşma yapmak bu koşullarda belki çok cüzi iyileşme sağlayacaktır ama IMF'den sağlanacak fon kamunun dış kaynak ihtiyacını azaltabilir. IMF'nin hem kamu maliyesine getireceği disipline hem de sağlayacağı paraya ihtiyacımız olabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder