merkez bankası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merkez bankası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Merkez Bankası'nden e-posta uyarısı


Merkez Bankası vatandaşları, bugün itibariyle TCMB'nin adı kullanılarak gönderilen ''Cevrimici Döviz Kur Programi 1.0'' konulu elektronik posta konusunda uyardı.

Merkez Bankasından yapılan açıklamada, söz konusu mesajda, alıcıların mesajda yer alan bağlantı adresine giriş yapmaları ve sahte bir Genel Ağ sitesinde bulunan programı kurmalarının istendiği belirtilerek, ''Bankamızla hiçbir ilgisi olmayan bu ve benzeri elektronik posta mesajlarının dikkate alınmaması, programların kurulmaması ve çalıştırılmadan silinmesi hususunu önemle duyururuz'' denildi.

16 Temmuz 2010 Cuma

Yağmur Gibi Döviz Geliyor


Türkiye krizde güvenli liman olunca yurtdışından oluk oluk döviz akmaya başladı. 5 ayda giren 7.5 milyar $ sıcak paraya ek olarak bankalar dışarıdan 9 milyar $ kredi aldı. Swaplar, kaynağı belirsiz döviz derken 20 milyar $ geldi

Küresel krizde bankaları sağlam kalan, piyasalarına devlet müdahalesi yapmayan Türkiye dünyada işler düzelmeye başlayınca ekonomik performansının karşılığını yabancı sermaye girişi olarak almaya başladı. Türkiye yabancı yatırımcı için yeniden güvenli liman haline geldi. Ocak-Mayıs döneminde yabancı yatırımcı Türkiye'ye hisse senedi ve bono yatırımı için 7.5 milyar dolar getirdi. Aynı dönemde doğrudan yatırımlardan 1.7 milyar dolar, kaynağı belirlenemeyen işlemlerden ise 700 milyon dolar geldi. Son veriler hisse senetlerine ve Hazine bonolarına gelen yabancı yatırımın temmuz sonunda 10 milyar dolara yaklaştığını gösteriyor.

KREDİLER PATLADI
Ancak sadece bono ve borsaya gelen sıcak parada değil, dış kredilerde de patlama var. Avrupalı bankalar birbirlerine borç vermeyi kesti ama Türk bankalarına kredi musluklarını sonuna kadar açtı. Başlama vuruşunu ise Vakıfbank 24 Mart'ta 13 ülkeden 33 bankanın katılımıyla aladığı 950 milyon dolarlık sendikasyon kredisi ile yaptı. Katılımcı banka sayısının sürekli artarken geçen yıl libor + yüzde 2.5'e kadar yükselen borçlanma maliyeti ise libor +yüzde 1.5'e geriledi. Ocak başından temmuz ortasına kadar Türk bankalarının yurtdışından aldığı sendikasyon kredilerinin tutarı 6 milyar 485 milyon dolar oldu. Buna 1.7 milyar dolarlık proje kredileri de eklendiğinde yılbaşından bu yana alınan dış kredi tutarı 8.32 milyar dolara çıktı. Yurtdışından para girişinde bir başka yol da bankaların yaptığı döviz-TL swap işlemleri (karşılıklı kiralama). Bu yolla Türkiye'ye getirilen dövizin 1.5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bütün bunların dışında Merkez Bankası'nın da tam olarak açıklayamadığı yaklaşık 700 milyon dolarlık döviz girişi var. Döviz bolluğu dünyadaki çalkantılara karşın Türkiye'de döviz kurlarının düşmesine yol açıyor. Türk Lirası 2010'da 1 dolar ve 1 eurodan oluşan döviz sepeti karşısında 3.5 değer kazandı.

HALKBANK 570 MİLYON DOLARLIK SENDİKASYON ALDI
Yurtdışındaki bankalar Türk bankalarına kredi verebilmek için adeta birbirleriyle yarışıyor. Örneğin son olarak Halkbank, Standard Chartered Bank koordinatörlüğünde 12 ülkeden 27 bankanın katıldığı konsorsiyumla yaklaşık 570 milyon dolar tutarında sendikasyon kredisi için protokol imzaladı. 1 yıl vadeli kredinin maliyeti libor + yüzde 1.5 oldu. 25 Mayıs'ta da İş Bankası yaklaşık 900 milyon dolar, Garanti Bankası da yine aynı tarihte 700 milyon euro, Yapı Kredi 22 Nisan'da yaklaşık 1 milyar dolarlık kredi sağladı. Vakıfbank 24 Mart'ta 950 milyon dolarlık kredi sağlayarak 2010 yılında Türk bankacılık sektöründeki ilk sendikasyona imza atmıştı.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Merkez'in Faiz İndirimi Ve Piyasalar


Merkez Bankamız faizleri 0.50 puna daha indirdi. Bu tür bir ekonomik ortamda yapılması gerekeni yapıyor. Normal şartlarda herhalde ben olsam şu an faizleri yüzde 6'lara kadar çekmiştim.

Her ne kadar Merkez bankası'nın niyeti benimle aynı olmasa da, sonuç aynı kapıya çıkmış oluyor. Türkiye'nin bu tür bir dönemde kur artışına ihtiyacı var. Çünkü bu tür bir ekonomik ortamda, rekabetimizin artmasını ve dışarı satacağımız malın artmasını sağlayacak ve kolaylıkla yapılabilecek tek unsur kurlardaki artış olur.

Neyse piyasalar fazla reaksiyon vermedi. Dolarda biraz yukarı hareket var ama çok ciddi denilebilecek bir olay değil. Şimdi önemli bir habere bakalım.

32 sayılı Karar’da bugünden geçerli olmak üzere yapılan değişikliğin etkilerini aşağıda bilgileirnize sunuyorum

1. Gerçek kişilere YP kredi ve DEK kullandırımı,

Bugünden itibaren gerçek kişilere hiçbir ad altında (konut, taşıt, ihtiyaç vb) gerek YP gerekse dövize endeksli kredi kullandırılması yasaklanmış bulunuyor.

Karar gerçek kişilerin hem yurtiçinden hem de yurtdışından YP kredi ya da DEK kullanımını engelliyor.

2. Şirketlere kullandırılan YP krediler,

Değişiklik ile döviz kazandırıcı faaliyeti olmayan şirketlere de yurtiçinden döviz kredisi kullandırılması mümkün hale getirildi.

Ancak bu imkan sadece 1 yıldan uzun ortalama vadesi olan ve 5 milyon USD’yi aşan kredi kullanımlarında sözkonusu olacak. Yani KOBİ’lerin ve küçük işletmelerin YP kredi taleplerinin yurtiçinden karşılanması yine mümkün olamayacak.

Düzenleme ile gerçek kişilerin ve belli bir ölçeğin altında olan işletmelerin kur riski üstlenmesinin engellenmesi hedefleniyor.

Bu tür bir düzenleme ekonomide dengesizliklere yol açacaktır. Şu andan itibaren hiçbir birey döviz kredisi alamayacak. Bu haber bende çok garip duygular oluşturdu. Bir an için 1980'ler öncesine gittim. O zaman cebinizde dolar taşıyor olmak suçtu. Bu kararın alınmış olması demek, ileride ciddi kur artışları riskinin yükseldiği ve bunun da otoritelerce kabul edildiği anlamına geliyor. İnşallah hükümetimiz kuru sabitleyip ciddi bir devalüasyon düşünüyordur. İşte o zaman bu krizden zıp diye çıkarız ve istihdamda da patlama olur.

Gelelim diğer bir konuya, bugün Huseyin Barrack Obama, finansal kuruluşları nasıl hizaya sokup bir daha böyle halt yemeyeceklerini garanti edeceklerini anlatmaya çalışacak. Bu da finansal kuruluşların pek hoşuna gitmeyebilir. Bu nedenle piyasalar biraz istim üzerinde duruyor. Bakalım piyasa Obama'ya nasıl reaksiyon verecek.

Son olarak Rusya, Çin, Brezilya ve Hindistan'dan oluşan BRIC grubu toplanıp kendi aralarında kararlar aldılar. Birbirlerinin tahvil ve bonolarını alacaklarmış. Yani ABD tahvil ve bonolarına güle güle diyecekler. Ayrıca IMF'nin para birimi olan SDR'nin içine kendi paralarının ve altının alınmasını da öneriyorlar.

Sözün kısası şu ki herkes bu global kriz yangınından kendini kurtarmaya bakıyor. Biz ise, aman uluslararası anlaşmalara ters olur, aman efendim şunu kızdırırız, aman bunu kızdırırız diye uyuyalım. Global ekonomilerde başka krizler çıkacak. Bu yeni krizin adı da DOLARA GÜVEN krizi olacak. Bu da dünyayı hallaç pamuğu gibir bir defa daha atacak ama henüz bu krizin çıkmasına en az 1 yıl var.

Gelelim IMF ile görüşmelere, ben bu yazı yazarken sayın BABACAN LİPSKY'yi kabul ediyordu. Buradan hala sonuç beklemek anlamsız görünüyor. Yapılacak açıklamayı sizlere söyleyeyim "görüşmeler hızlı ve olumlu bir seyirde devam ediyor. Sonuca yaklaşıyoruz. Ufak tefek noktalar var ama bunlar da çözülür."

Şimdi kafamdaki soru şu: Madem IMF'dne para gelecek ve siz anlaşma yapacaksanız, neden 32 sayılı karar değişti? Kanımca IMF ile anlaşma rafa kalktı ve artık IMF'den nasıl olsa para almayacağız diye, herkesin döviz ve dövize endeksli borçlanmasını yasakladılar. Ben bu olayı böyle yorumluyorum.

AAAHHHH AHHHH!.. Aklınız nerdeydi beyler. Belki de 30 tane yazıyı taaaaa millet deli gibi döviz borçlanırken yazıp, "bunun önüne şimdiden geçin, bakın Tayland ne yapıyor" diye bağırdık ama hükümetimiz bizim 2006'da görüp para harekatı kitabında yazdığımız noktaya yeni gelebildi. Şimdi ne söylüyoruz?

"Bu ekonomik programla asla ekonomik büyüme ve istihdam sağlayamazsınız. Programı değiştirin" diyoruz, yine günü kurtarıcı işlerle meşguller. Türkiye'de Merkez Bankası haricinde krizi doğru dürüst okuyan bir tane kamu kurumu yoktur. Merkez Bankası'nın yapabilecekleri de sınırlıdır. İki yıl sonra geriye dönüp baktığımızda işsizlik hala yüksek seviyede olacaktır.

Piyasalar gelince... Bugün o konuya girmeyelim. Dün söyledikleirm geçerlidir.

3 Temmuz 2009 Cuma

Bankaların Kredi Stoku Geriledi


Tüm banka kredileri 12-19 Haziran haftasında 321 milyon TL azalarak 270 milyar 700 milyon TL'ye geriledi.

Merkez Bankası verilerine göre, bankaların yurt içi kredilerinde anılan dönemde mevduat bankalarının kredileri 384 milyon TL azalışla 258 milyar 428 milyon TL’ye indi. Mevduat bankalarındaki TL cinsinden kredilerin 468 milyon TL azalarak 232 milyar 380 milyon TL olduğu dönemde, yabancı para cinsinden krediler de 85 milyon TL artarak 26 milyar 48 milyon TL seviyesine yükseldi.

Kamu mevduat bankaları kredileri 723 milyon TL artışla 74 milyar 9 milyon TL olurken, özel mevduat bankalarının kredileri de 475 milyon TL azalışla 129 milyar 591 milyon TL’ye geriledi.

Yabancı mevduat bankaları kredileri 632 milyon TL azalışla 54 milyar 827 milyon TL oldu. Kalkınma ve yatırım bankalarının kredileri ise 63 milyon TL artarak 12 milyar 269 milyon TL oldu.

14 Haziran 2009 Pazar

Kredi Faizinde Tavan Düşürüldü

Kredi kartı işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranları düşürüldü. Merkez Bankası’nın konuya ilişkin tebliğinde değişiklik öngören düzenleme, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Tebliğ, 1 Temmuz 2009 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girdi

Tebliğe göre, aylık azami sözleşme faiz oranı, Türk Lirası için yüzde 3.49, ABD Doları için yüzde 2.54 ve avro için yüzde 2.30 olarak belirlendi. Söz konusu oranlar, son indirime kadar Türk Lirası için yüzde 3.94 iken, avro ve dolar için aynı oranlar uygulanıyordu. Aylık azami gecikme faizi oranı da Türk lirası için yüzde 4.71'den yüzde 4.24'e, indirildi. ABD Doları için yüzde yüzde 3.11 ve avro için ise yüzde 2.82 olarak uygulanan eski oranlar korundu. Bu oranlar bankaların kredi kartına uygulayabileceği en yüksek faiz oranlarını ifade ediyor. Bu düzenlemeyle birlikte faiz oranını daha yukarıda belirleyen bankaların hızla kredi kartı faiz oranlarını düşürmesi bekleniyor.

11 Haziran 2009 Perşembe

Tüketicilerin Bankalara Borcu 116 Milyar TL


Tüketici kredileri 29 Mayıs-4 Haziran haftasında 43.8 milyon TL artarak 82 milyar 455 milyon TL'ye yükseldi. Tüketicilerin kredi kartları borçları ise 170.6 milyon TL artışla 33 milyar 524 milyon TL oldu. Böylece tüketicilerin bankalara olan toplam borcu 214.5 milyon TL artarak 115 milyar 979 milyon TL'ye ulaştı.

Merkez Bankası verilerinden yaptığı hesaplamaya göre, tüketici kredileri 43.8 milyon TL artarak 82 milyar 455 milyon TL'ye yükselirken, tüketicilerin kredi kartları borçları ise 170.6 milyon TL artışla 33 milyar 524 milyon TL oldu.

Konut kredisi alacakları 37 milyon TL artarak 38 milyar 80 milyon TL'ye yükseldi. Taşıt kredilerinin 7 milyon TL azalışla 4 milyar 649 milyon TL olduğu söz konusu dönemde, diğer tüketici kredileri de 13.8 milyon TL artarak 39 milyar 726 milyon TL'ye ulaştı.

Tüketicilerin geçen hafta 33 milyar 524 milyon TL olan kredi kartı borçlarının 33 milyar 489 milyon TL'lik bölümünün TL cinsinden olduğu belirlendi. Tüketicilerin yabancı para cinsinden kredi kartı borçları da 34.8 milyon TL oldu.

5 Haziran 2009 Cuma

Batık Kredilerin Çözümü Bulundu

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, artan kredi borçlarının çözümünün, yeni istihdam ve gelir artışı ile sağlanabileceğini söyledi. Finansal ürünlerin çeşit ve karmaşıklığının arttığını kaydeden Yılmaz, İnsanlar yaptıkları işlemlerin etkisini az da olsa bilmeli dedi.

Merkez Bankası Başkanı Duruş Yılmaz, batık kredi ve kredi kartları ile ilgili sıkıntıların, insanlara yeni iş bularak ve gelirlerini artırarak çözülebileceğini söyledi. Toplumda kredi kartları, çekler ve tüketici kredileriyle ilgili bazı kesimlerde sorunlar olduğuna dikkat çeken Yılmaz, İstihdam ve gelir artışı sağlandıktan sonra sorunlar ortadan kalkacak değil. İnsanların mali istikrara alışmaları, eğitimli olmaları, yaptıkları işlemlerin nasıl bir etki doğuracağını üç aşağı beş yukarı bilmeleri gerek. Biz bunu finansal eğitim olarak görüyoruz dedi.

Merkez Bankası, Samsun Sanayi ve Ticaret Odası (STSO) ve Dünya Gazetesi tarafından Samsun'da düzenlenen Para Politikaları konulu konferansta konuşan Yılmaz, bireylerin yatırım ve kredi kararlarını verirken bilgi sahibi olmaları ve finansal ürünleri amacına uygun kullanmaları gerektiğini söyledi. Merkez Bankası'nın finansal istikrar eğitim konusunda üzerine düşeni yapacağını belirten Yılmaz, Milli Eğitim Bakanlığı'nın da müfredata tüketicinin eğitilmesi konusunda gerekli ilaveleri yapmakla görevlendirildiğini söyledi.

Büyüme son çeyrekte pozitife dönecek

Yılmaz, vergi indirimlerinin etkisiyle mart ayından itibaren stok eritme sürecinin hızlandığını belirterek, iç talepte gözlenen canlanmanın tüketim talebinin öne çekilmesinden kaynaklandığının altını çizdi. Reel kesim ve ve tüketici güven endekslerinin artış eğilimine girmesinin önümüzdeki dönemde ekonomide kısmi bir toparlanma yaşanabileceğine işaret ettiğini belirten Yılmaz şöyle konuştu:

Geçen yılın kasım ayından itibaren gerileyen tüketici kredileri, son haftalarda ılımlı bir artış eğilimine girdi. Ancak, zayıf seyreden yatırım eğilimi nedeniyle işletme kredilerinin gerilemeye devam ettiği ve toplam kredi hacmindeki düşüşün mayıs ayında da sürdüğü görülüyor. Son dönemde politika faizlerindeki indirimler ve alınan mali tedbirler sonrasında içinde bulunduğumuz yılın ikinci çeyreğinde ülkemizde yurtiçi talebin göreli olarak istikrar kazanabileceğini ve son çeyrekten itibaren büyümenin pozitif olacağını öngörüyoruz

Enflasyonda düşüş hızlanabilir

Önceki gün açıklanan mayıs ayı enflasyon verilerinin Merkez Bankası'nın faiz indirimlerini destekler nitelikte olduğunu da belirten Yılmaz, ocak ayından itibaren orta vadeli enflasyon beklentilerinde kayda değer bir iyileşme yaşandığını belirtti. Yılmaz, enflasyon üzerindeki aşağı yönlü baskıların süreceğini kaydederek kısa vadede enflasyondaki düşüşün hızlanacağı tahmininde bulundu.

Fiyat istikrarının temel olması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, istihdamın ve ekonomik büyümenin bu şekilde sağlanabileceğini söyledi. Yılmaz, Merkez Bankası rezervlerinin de Türkiye'nin kısa vadeli dış borcunu karşılayacak seviyede olduğunu hakkında bilgi verdi.

Krizden çıkış yavaş olacak

Yılmaz, yatırım ve istihdam göstergelerinin, mevcut krizden çıkısın yavaş ve kademeli olacağına işaret ettiğini belirterek, son dönemde küresel ekonomiye ilişkin beklentilerde kısmi de olsa bir toparlanma yaşandığını ifade etti. 1994 ve 2001 krizlerinin ardından iktisadi faaliyette hızlı bir toparlanma yaşandığını hatırlatan Yılmaz, Ancak yaşanan ekonomik krizde hızlı bir toparlanma beklenmemeli.

Mevcut krizden çıkış yavaş ve kademeli olacak. Kısa vadede toplam talepte belirgin bir ivmelenme yaşanmayacak diye konuştu. Yılmaz, insanların artık daha az para harcadığını ve tasarrufa yöneldiğini belirterek, varlık fiyatlarında görülen sert düşüşler ve geleceğe ilişkin olumsuz beklentilerden dolayı şiddetli bir talep daralmasının yaşandığını ifade etti.

İndirimlerin etkisi yaza

Geçen yıl kasım ayında başlayan faiz indirimlerinin bu yazdan itibaren ekonominin canlanmasına olumlu katkı yapacağını söyleyen Yılmaz, Türkiye'deki finansal koşulların alınan önlemler sonucunda, benzer durumdaki ekonomilere kıyasla son dönemde daha ılımlı bir seyir izlediğini belirtti.

Yılmaz, Mevcut göstergeler, gelecek 3 ay içinde, beklenen siparişlerde bir toparlanma yaşandığına ve 2009 yılının ikinci çeyreğinde sanayi üretiminin istikrar kazanacağına işaret ediyor diye konuştu. Yılmaz, ÖTV indirimi ile stokların eritildiğini belirterek, bundan sonra tüketilen stoklar için üretim yapılacağını, bunun da ekonomiye olumlu etkisinin olacağına işaret etti.

Kredi notunun üstünde direnç

Türkiye'nin kredi notunun 2B olduğuna ve bunun yatırım yapılması riskli ülkelere verildiğine dikkat çeken Yılmaz, Türkiye'nin finans sistemi krize, kredi notunun ima ettiğinden çok daha fazla direnç gösterdi dedi. Kriz boyunca Türkiye'nin risk priminde gerçekleşen artışın diğer birçok yükselen piyasa ekonomisinin gerisinde kaldığını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:

Birçok ülkenin bankacılık sektörü, bu ülkelerin finansal sistemleri üzerinde yüksek oranda baskı oluştururken, Türkiye'de ise bu baskı düşük seviyelerde kaldı. Kriz karşısında dayanıklılığı artıran temel unsur, finansal sistemimin sağlam ve istikrarlı yapısıdır. Banka bilançolarında sorunlu yabancı menkul kıymetlerin bulunmaması ve sermaye yeterlilik oranlarının yüksek seviyesi, Türkiye'de kredi piyasalarının daha erken normalleşmesine destek verecek. Yılmaz, yaşanan ekonomik krize rağmen Türkiye'de bugüne kadar bankacılık sistemi için bir tedbir paketine ihtiyaç duyulmadığına da işaret ederek, bankacılıkla ilgili çok nazik bir algılamanın olduğunu, bu yüzden de son derece dikkatli ve ihtiyatlı olunması gerektiğinin altını çizdi.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

İç Taleple Toparlanır, Krizi Dünyadan Önce Atlatırız


Merkez Bankası Başkanı Yılmaz alınan tedbirler ve faiz indirimlerinin etkisiyle yurtiçi talebin artacağını belirtti. Yılmaz ‘Ekonomimizdeki toparlanma, küresel ekonomiden daha erken başlayabilir’ dedi.


MERKEZ Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ‘Son dönemde politika faizlerindeki indirimler ve tedbirler sonrasında, içinde bulunduğumuz yılın ikinci çeyreğinde ülkemizde yurtiçi talebin göreli olarak istikrar kazanabileceğini ve son çeyrekten itibaren büyümenin pozitif rakamlara geçeceğini öngörmekteyiz.

Türkiye ekonomisinde toparlanmanın küresel ekonomiye göre daha erken başlayabileceğini düşünüyoruz’ dedi. Yılmaz, Türkiye Finans Kulüp tarafından düzenlenen ‘Küresel Mali Kriz ve Merkez Bankası’ konulu toplantıya katıldı.


SON ÇEYREKTE POZİTİF BÜYÜRÜZ


SON haftalarda finans piyasalarında göreceli bir iyimserliğin yaşandığının görüldüğünü ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu: ‘ABD’de banka stres testleri sonuçlarının beklenenden olumlu gelmesi, iktisadi faaliyete ilişkin veriler ve şirket bilançoları, küresel krizin dip seviyelerinin görülmüş olabileceğine ve ekonomilerde canlanmanın beklentilerden daha erken başlayabileceğine yönelik algıları artırdı. Yılın ikinci çeyreğinde ülkemizde yurtiçi talebin göreli olarak istikrar kazanacağını ve son çeyrekten itibaren büyümenin pozitif rakamlara geçeceğini öngörmekteyiz.


’FAİZ İNDİRİMİ ZAMANINDA YAPILDI


YILMAZ ‘Faiz indirimleri geç mi geldi?’ sorusu üzerine ‘Merkez Bankası iddia edildiği gibi o dönemdeki verilerden hareketle yaptığı politikaların tersini yapsaydı, faiz oranları indirimine başlasaydı bugün krizin maliyeti çok daha yüksek olacaktı’ dedi. Yılmaz, faiz indirimi kararının ekonomik aktiviteyi etkilemesinin 3 ay ile 9 ay arasında zaman alacağını, bugün indirdikleri faizin en erken 3, en geç 9 ay sonra etkisini göstereceğini söyledi.

AABankaları kredi vermeye zorlayamayız

MERKEZ Bankası Başkanı Yılmaz, bankaların kredilerin maliyetini neden düşürmediğine ilişkin olarak da, ‘Kredi piyasasında sıkılık devam ediyor. Fakat faiz indirimlerinden sonra ortaya çıkan diğer konjonktür gelişmeleri dikkate aldığımızda şu anda gerek tüketici kredilerinde, şirket kredilerinin faiz oranları dünyada likiditenin kuruduğu dönemin oldukça altında, ama olması gereken seviyede değil. Bu işler zorlamayla olmaz. Bunun bir çerçevesi var. O çerçeve içinde bize düşen görev mümkün olduğu kadar bankalarımızın kredi vermesini sağlayacak likiditeyi yerinde ve zamanında vermek. Biz de bunu yapıyoruz’ diye konuştu.


Bu kriz bütün ezberi bozdu.


MERKEZ Bankası Başkanı Yılmaz, eskiden Merkez Bankacılığının uyguladığı politikaların etkin olması için ‘Merkez Bankaları ketum olmalı, sürekli piyasayı şaşırtmalı ve zaman zaman şok dalgaları vermeli ve bu şekilde politikasının etkinliği artar’ denildiğini hatırlattı. Kendi dönemimde bu ezberin bozulduğunu dile getiren Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Denildi ki ‘Para politikalarının etkin olabilmesi için merkez bankalarının şeffaf olması gerekir. Piyasayı önceden alacağı karar doğrultusunda yönlendirmesi gerekir.’ Öğrendiğimiz merkez bankacılığı bu ve ayrıca merkez bankaları fiyat istikrarından sorumlu olmalı. Ezber buydu. Krizde bu ezber cidden bozuldu. Şimdi sorulması gereken soru, ‘bu aynı mı kalacak’ Bu uluslararası platformlarda ciddi şekilde tartışılıyor. Bugünden ileriye doğru gittiğimizde bana sorduğunuz sorular farklı olacak. Biz enflasyonu tartışıyor olacağız. Önümüzdeki dönemde görebildiğim şu ki bazı kurallar yeniden yazılacak.


’Verginin yüzde 45’ini ücretliler ödedi


Gelir İdaresi verilerine göre 2008’de gelir vergisinin yüzde 44.88’ini ücretliler ödedi. Son 5 yılda ise ücretlilerden kesilen vergi, toplam gelir vergisinin yüzde 49’unu buldu.

İŞÇİ ve memurlar, son 5 yıllık dönemde maaşları üzerinden 76 milyar 537 milyon lira gelir vergisi ödedi. Gelir İdaresi Başkanlığı verilerine göre, 2004-2008 döneminde işçi ve memur, maaşlarının önemli bölümünü stopaj yoluyla daha almadan gelir vergisi olarak devlete verdi. 2004 yılında işçi ve memurlardan 9 milyar 451 milyon lira, 2005 yılında 12 milyar 650 milyon lira, 2006 yılında 15 milyar 502 milyon lira, 2007 yılında da 18 milyar 991 milyon lira gelir vergisi alındı. Bu rakam 2008 yılında ise 19 milyar 942 milyon lira olarak belirlendi. Böylece 5 yıllık süreçte çalışanlardan stopaj yoluyla kesilen gelir vergisi tutarı 76 milyar 537 milyon lirayı buldu. 2008’de çalışanlar, vergi gelirlerinin yüzde 44.88’ini tek başlarına karşıladı.


AĞIR VERGİ YÜKÜ


BEŞ yıllık dönemde, ücretlilerden kesilen gelir vergisi de, toplam gelir vergisinin yüzde 48.84’ünü meydana getirdi. 2004-2008 döneminde devletin toplam vergi geliri 732 milyar 625 milyon lira oldu. Bunun da 156 milyar 726 milyon lirası gelir vergisinden sağlandı. 2008 yılında ise toplam gelir vergisinin yüzde 10.5’ini ücretlerden kesilen gelir vergisi oluşturdu. Böylece Türkiye genelinde toplanan her 100 liralık verginin 1.5 lirası ücret vergisi şeklinde tahsil edildi. İşçi ve memurların ödedikleri motorlu taşıtlar vergisi, ÖTV, katma değer vergisi, damga vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi ve harçlar da dahil edildiğinde ücretlilerin vergi yükü çok daha yukarılara çıktı.


Bu arada ücretliler için verilen muhtasar beyannamelerdeki asgari ücretli ağırlığı da dikkat çekti. Geçen 5 yıllık dönemde asgari ücretlilerin ödediği gelir vergisi toplamı 13 milyar liraya ulaştı. Buna göre, asgari ücretliler, toplam vergi gelirlerinin yüzde 1.87’sini karşıladı.


Gelir vergisinin yarısı ücretlilerden

Yıllar Beyanname Gelir vergisi Gelir vergisi Vergi gelirleri sayısı kesintisi (bin TL) içindeki payı (%)

2004 3.303.027 9.451.555 48,00 9,35

2005 4.255.357 12.650.588 55,44 10,61

2006 5.009.123 15.502.097 48,86 10,25

2007 5.585.344 18.991.154 49,90 11,10

2008 5.314.429 19.942.221 44,88 10,50