17 Mayıs 2009 Pazar

Banka Kredi Verirken Devlet 'Korkma' Diyecek

Hükümet, küresel finansal krizin etkilerini azaltmak amacıyla aldığı tedbirler kapsamında 6. tedbir paketi üzerindeki çalışmalarına hız verdi. 6. paketin en önemli ayağı olan ve özel sektör ile bankalar arasındaki kredi akışını düzenleyecek Kredi Garanti Fonu'nun etkinlik ve fonksiyonunun artırılmasını ihtiva ediyor.

Bankalar, kredi talep eden şirketlerin aldıkları teminatı fona bildirecek ve banka kredi verdiği şirketle ilgili dosyayı fona vererek, kefil olmasını isteyecek. Fon da kredi veriminin daha önce belirlenmiş kriterlere uygunluğuna bakacak.

Gösterilen teminatların ve şirketle ilgili dosyanın fonun belirlediği kriterlere uygun olması halinde fon kredinin yüzde 60'ına kadar bankaya kefalet verecek. Devlet bu uygulamayla bankalara, "Korkma, ben sana garanti veriyorum." diyecek. Sorun olmaması halinde bu aşamaya kadar fondan herhangi bir kaynak çıkışı söz konusu olmayacak. Ancak kredinin temerrüde düşmesi durumunda banka bir taraftan krediyi geri tahsil etmek için şirkete yönelik takibe geçecek. Aynı zamanda da fona başvurarak, kredinin yüzde 60'ına tekabül eden miktarı talep edecek. Banka daha sonra takip sonucu şirketten tahsil ettiği miktarın yüzde 60'ını fona yatıracak. Böylece fon şirketin krediyi ödeyememesi durumunda kefil olarak devreye girecek.

Üst düzey bir yetkili, bankanın krediyi Bankacılık Yasası ve BDDK yönetmeliklerine uygun şekilde vereceğini, bu konuda herhangi bir esnekliğin söz konusu olmayacağını söyledi. Yetkili, bankaların şu anda şirketlere kredi vermeye korktuğuna işaret ederek, "Devlet bir yerde bankalara, 'korkma kredi ver, ben sana garanti veriyorum' diyecek." değerlendirmesini yaptı. Yetkili, Hazine'nin 1 milyar lira karşılığında fona kaynak aktaracağını, bu kaynağın yaklaşık 10 katı kadar krediye kefalet verebileceğinin tahmin edildiğini kaydetti.
Hazine'nin, Kredi Garanti Fonu'na sağlayacağı 1 milyar liralık kaynakla ilgili tek maddelik yasal düzenleme Başbakanlık'a gönderildi. Bir torba kanunla birlikte kanunlaşacak bu düzenlemenin ardından, fonun nasıl çalışacağına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı çıkacak ve Hazine ile fon nasıl çalışacaklarını kararlaştıracak.

İşsizlik Rakamlarini Doğru Okumak Gerek

Sanayi ve Ticaret Bakanı Ergün, "Dünya bir bunalıma girdi, Türkiye bu bunalımdan diğer ülkelere göre daha az etkilendi ve şimdi bir çıkış başladı. Nisan ayı itibariyle bir çıkışın başladığını söyleyebiliriz" dedi

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, önceki gün açıklanan şubat ayı işsizlik rakamları için kötümser ya da iyimser açıdan olaya bakmanın mümkün olduğunu belirtti. Seçim bölgesi Kocaeli'ne yaptığı ziyarette konuşan Ergün, işsizlik rakamları için şu değerlendirmeyi yaptı: 'Kötümser açıdan bakarsak şubat ayı işsizlik rakamları çok yüksek bir rakam, yüzde 16,1 gibi bir rakam. Mukayeseli baktığımız zaman işsizliğin artış hızında yavaşlama olduğunu görüyoruz” dedi.

AZALMA BAŞLAYACAK

Ergün, diğer rakamlarla mukayese edildiğinde martta sanayi endeksindeki artış, üretim artışı, tüketici güven endeksindeki nisan ayı artışı ve yeni kapasite kullanım oranlarındaki artışlar dikkate alındığında, işsizlik artışındaki yavaşlayan hızın, yataya geçeceğini ve azalmanın nisandan itibaren yaşanabileceğini söyledi.

DÜNYA BUNALIMDA

Ergün, “Bunlar iyimser bir şekilde yorumlanırsa; dünya bir bunalıma girdi, Türkiye bu bunalımdan diğer ülkelere göre daha az etkilendi ve şimdi bir çıkış başladı. Nisan ayı itibariyle bir çıkışın başladığını söyleyebiliriz” dedi. Bu arada 16 Mart'ta başlayan ÖTV indirimi bitmeden ikinci paketin hazırlıkları başladı. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı sektörün 'hurda indirimi getirin' talebini değerlendirmeye aldı. İkinci teşvik paketine göre 16 yaşın üzerindeki aracını hurdaya çıkarıp yeni araç alanlara 2 bin 500 lira indirim yapılacak.

Karşılama törenine 'karşı'

Polis mangasını selamlayan Bakan Ergün, karşılama töreni ile ilgili olarak sorulan soruya, "Tabii ki bir işleyiş var, bir çark var. Devlet sisteminin bir dönüşü var. Ben sayın valimiz ile de sabahleyin görüştüm. Bugünkü gibi karşılama töreni bana pek doğru gelmiyor. Bir dahaki gelişlerde böyle bir şey olmayacak. Gelişmiş ülkelerin adetleri arasında artık böyle bir şey yok" şeklinde konuştu.

Garanti Bankası Shop&Miles'ta Mil Ve Fırsatları Artırdı


Garanti Bankası, biri American Express, diğeri Mastercard logolu iki Shop&Miles kartı vererek müşterilerine daha fazla mil ve fırsat kazandırdığını duyurdu.


Garanti Bankası, Shop&Miles'ı yenileyerek, müşterilerine yeni ayrıcalıklar sunduğunu bildirdi. Garanti'nin yenilik kapsamında, biri American Express, diğeri MasterCard logolu ve birbirini tamamlayan iki Shop&Miles kartı vererek müşterilerine daha fazla mil ve fırsat kazandırdığı kaydedildi.

Garanti Bankası'ndan yapılan açıklamada, bankanın, yapılan alışverişlerin yanı sıra, başta THY olmak üzere Star Alliance üyesi 24 havayolundan kazanılan uçuş millerinin alışveriş milleriyle birleştiği Shop&Miles programını yenilediği belirtildi.


BİR LİRAYA BİR MİL FIRSATI


American Express'in prestij ve gücünü, MasterCard'ın temassız ödeme teknolojisi PayPass deneyimiyle bir araya getiren Shop&Miles'ın, müşterilerine bundan böyle iki kredi kartını aynı anda sunacağı vurgulanan açıklamada, Shop&Miles kullanıcılarının, MasterCard logolu kartlarıyla dünyanın her yerinde rahatça alışveriş yapmanın yanı sıra, 1 liralık alışverişlerinde 1 mil kazanacakları, ayrıca, Master Card'ın PayPass özellikli çipi sayesinde 35 liranın altındaki tutarlar için bozuk para taşımadan özgürce alışveriş yapıp mil kazanmaya devam edecekleri ifade edildi. Açıklamada, American Express logolu Shop&Miles kartın ise sunduğu prestijli hizmetler ve ayrıcalıklara ek olarak, yapılan alışverişlerde yüzde 25 oranında daha fazla mil kazanma şansı sunacağı belirtildi.


Konforlu yaşam


Garanti Ödeme Sistemleri Genel Müdürü Mehmet Sezgin, “İki kartla, müşterilerimize, bir kredi kartının içine sığdırılamayacak kadar çok özellik, tek hesap ve tek mil havuzunda özgür, kazançlı ve konforlu bir yaşam sunuyoruz" dedi.

300-400 Banka Olsa Krediler Biraz Ucuzlar

Türkiye'deki banka sayısının çok az olduğundan yakınan Aktif Bank Genel Müdürü Önder Halisdemir, 'En az 300-400 tane banka olmalı. 'Kart ücreti, kredi faizleri fazla. Bankalar kredi kullandırmıyor' diye şikayet ediliyor. Oysa meselenin özü rekabet' dedi

Mevduat toplama izni için yaklaşık 1.5 yıldır BDDK'dan onay bekleyen Çalık Grubu çatısı altındaki Aktif Bank Genel Müdürü Dr. Önder Halisdemir, Türkiye'de banka sayısının gerek GSMH, gerek nüfus açısından yetersiz olduğunu ileri sürerek en az 300-400 banka olması gerektiğini savundu.
Kamuoyunda hep bankacılık işlemlerinden alınan yüksek ücret ve komisyonlardan, bankaların yeterince reel sektöre kaynak aktaramamasından ve yüksek faiz oranlarından şikayet edildiğini hatırlatan Halisdemir, Türkiye'de banka sayısı arttıkça rekabetin de artacağını ve bu oranların ucuzlayacağını dile getirdi.
Önder Halisdemir, Aktif Bank'ın hedeflerini anlatmak için dün İstanbul'daki Genel Müdürlük binasında ekonomi basını ile bir araya geldi. Halisdemir, 2007 yılında başlatılan yeniden yapılanma programı ile kadrosunu, ismini, stratejilerini yenileyen Aktif Bank'ın teknolojik altyapısı ve yeni jenerasyon bankacılık faaliyetleriyle, 'Doğrudan Bankacılık' ve 'Şehir Bankacılığı' kavramlarını Türk bankacılık sistemine kazandırdığını ifade etti.

4 BANKA ONAY BEKLİYOR

2007 Aralık'ta mevduat toplama izni için başvurduklarını hatırlatan Halisdemir, 4 bankanın daha izin beklediğini söyledi. Türkiye'deki bir ticari firmanın parasını dünyada istediği yatırım bankasında değerlendirebildiğine değinen Halisdemir, aynı şirketin kendi ülkesindeki bir yatırım bankasından yararlanamasından dert yandı.

Şirketler ağlarken bankaların iyi kar açıklama sebebi bu
'YILLARCA Türkiye'de banka sayısı fazla diye yanlış biçimde kanaat' uyandırıldığını anlatan Halisdemir, 'Banka sayısı olması gerekenden az olunca gereği gibi rekabet işlemiyor. Kart ücreti fazla, havale ücretleri fazla, kredi faizleri fazla, şirketler ağlarken bankalar nasıl bu kadar fazla kar ediyor diye şikayet ediliyor. Meselenin özüne bakan maalesef çok az. Sistemde az sayıda banka olması rekabetin etkin şekilde işlemesini önlüyor. Bunun maliyetini tüketiciler, şirketler genel ekonomi hep beraber ödüyoruz' dedi.

Banka Kredilerine Devlet Garantisi


6. önlem paketini oluşturan Kredi Garanti Fonu, bankaların şirketlere vereceği kredinin yüzde 60'ına kefil olacak. Fon'un 10 milyar TL'ye kadar krediye kefalet verebileceği belirtiliyor..

Devlet kredi musluğu açılsın diye şirketlere kefil olacak


Küresel finansal krizin etkilerini azaltmak amacıyla aldığı tedbirler kapsamında 6. önlem paketi üzerindeki çalışmalarına hız veren hükümet bankaların kredi musluklarını açmaları için önemli bir adım atmaya hazırlanıyor. 6. ekonomik önlem paketinin en önemli ayağı olan ve özel sektör ile bankalar arasındaki kredi akışını düzenleyecek Kredi Garanti Fonu bankaların şirketlere vereceği kredinin yüzde 60'ına kefil olacak. Devlet bu uygulamayla bankalara "Korkma kredi ver, ben sana garanti veriyorum" diyecek.


VERİME BAKILACAK


Bankalar, kredi talep eden şirketlerin aldıkları teminatı Fon'a bildirecek ve kredi verdiği şirketle ilgili dosyayı Fon'a vererek, kefil olmasını isteyecek. Fon da kredi veriminin daha önce belirlenmiş kriterlere uygunluğuna bakacak. Gösterilen teminatların ve şirketle ilgili dosyanın Fon'un belirlediği kriterlere uygun olması halinde Fon, kredinin yüzde 60'ına kadar bankaya kefalet verecek. Sorun olmaması halinde bu aşamaya kadar Fon'dan herhangi bir kaynak çıkışı söz konusu olmayacak. Ancak kredinin temerrüde düşmesi durumunda banka, bir taraftan krediyi geri tahsil etmek için şirkete yönelik takibe geçecek.


Aynı zamanda da Fon'a başvurarak kredinin yüzde 60'ına tekabül eden miktarı talep edecek. Banka daha sonra, takip sonucu şirketten tahsil ettiği miktarın yüzde 60'ını Fon'a yatıracak. Böylece Fon, şirketin krediyi ödeyememesi durumunda şirkete kefil olarak devreye girecek.


10 MİLYAR TL'YE KADAR


Hazine'nin 1 milyar TL karşılığında Fon'a kaynak aktarması bekleniyor. Bu kaynağın yaklaşık 10 katı kadar krediye kefalet verebileceği tahmin ediliyor. Hazine'nin, Kredi Garanti Fonu'na sağlayacağı 1 milyar liralık kaynakla ilgili tek maddelik yasal düzenleme Başbakanlığa gönderildi. Bir torba kanunla birlikte yasalaşacak bu düzenlemenin ardından, Fon'un nasıl çalışacağına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı çıkacak ve Hazine ile Fon nasıl çalışacaklarını kararlaştıracak.


Aykut Demiray-İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı:


Herkesin elini taşın altına koyması lazım


DÜNYADAKİ uygulamalara da bakıldığında kredilere yüzde 100 devlet desteği verilmediğini görüyoruz. Krediler konusunda bankaların, girişimcilerin, KOBİ'lerin de elini taşın altına koyması lazım. O nedenle tam devlet güvencesini doğru bulmuyorum. Kredilere yüzde 60 devlet kefaleti hiç de fena değil. Bu yolla daha fazla kuruluşa yardımcı olunabilir. Ancak henüz paket hakkında geniş bilgimiz yok. Fonun kapasitesi ve vadesi gibi önemli hususları da görmemiz gerekli.


Mehmet Erten-Eurobank Tekfen Genel Müdürü:


Hayata geçerse tam anlamıyla cansuyu olur


KREDİ garanti fonunun sermayesinin 1 milyar TL artırılması düşünülüyor. Ayrıca yüzde 60 kefalet getirilirse bu 10 milyar TL'lik bir kredi imkânı doğurur. Böylesine bir ortamda bu rakam tam da cansuyu uygulaması olur. Böyle bir uygulama çıkarsa, çok olumlu olur. KOBİ'ler nefes alır. Bankalar zaten kredi vermeye niyetli. Çünkü ellerinde çok fazla likidite var. Kredilere yüzde 1200 kefalet getirilmesine ise gerek yok.


Sistem nasıl işleyecek?


* Bankalar, kredi talep eden şirketlerin aldığı teminatı Fon'a bildirecek

* Banka kredi verdiği şirketle ilgili dosyayı Fon'a vererek, kefil olmasını isteyecek

* Fon da kredi veriminin daha önce belirlenmiş kriterlere uygunluğuna bakacak

* Gösterilen teminatların ve şirketle ilgili dosyanın belirlenen kriterlere uygun olması halinde Fon kredinin yüzde 60'ına kadar bankaya kefalet verecek

* Kredinin temerrüde düşmesi durumunda banka krediyi geri tahsil etmek için şirkete yönelik takibe geçecek

* Banka aynı zamanda da Fon'a başvurarak, kredinin yüzde 60'ına denk gelen miktarı talep edecek

* Banka takip sonucu şirketten tahsil ettiği miktarın yüzde 60'ını fona yatıracak

* Böylece fon şirketin krediyi ödeyememesi durumunda şirkete kefil olarak devreye girecek.


Çıkarttığı işçisini geri alanın primi İşsizlik Fonu'ndan karşılanacak


Hükümet, küresel krizle birlikte sayısı hızla artan işsizliğin önüne geçebilmek için formül ve finansman arayışını sürdürüyor. TÜİK verilerine göre işsiz sayısı 3 milyona ulaşırken, 1 milyon 300 bin kişi de yeni iş umuduyla İŞ- KUR'a başvurdu. Çalışma Bakanı Faruk Çelik, 500 bin işsize asgari ücretle iş imkânı sunacaklarını açıklarken gözler Hükümet'in istihdam paketine çevrildi.

Kısa çalışma ödeneğinin süresinin uzatılması ve miktarının artırılmasının ardından patronların prim yükünü hafifletmeye dönük adımlar atılacak. Bu kapsamda, kriz nedeniyle işten çıkardığı işçisini geri alan patronun prim ödemesinin bir bölümünü devlet karşılayacak. Şu anda 6, 8 ve 10 aylık sürelerde işini kaybedenlere işsizlik ödeneği veriliyor.

Kısa çalışma ödeneğinin koşullarının ağır olduğuna dikkat çeken yetkililer: "İşten çıkarılanların geri alınması için önemli bir adım. Üstelik, bu sistem kısa çalışma ödeneğinden daha hızlı işleyecek. Devletin ödeyeceği prim miktarı üzerinde çalışılıyor" dedi.


GEÇİCİ İŞÇİ AĞAÇ DİKECEK


İŞKUR'un üzerinde çalıştığı yeni iş edindirme projesi ile işe alınacaklar da ağaç dikimi, okulların bakım onarımı gibi işlerde çalıştırılacak. Geçici iş edindirme projesine ilişkin bilgi veren İŞ- KUR Genel Müdürü Namık Ata: "Bu programlar 6 ay-1 yıl gibi geçici süre ile uygulanıyor. İş öğrenenler kalıcı işlere yerleşebiliyor. Başvurularda yaş ve eğitim koşulu aranmıyor. Program kapsamında okulların bakım onarımı, ağaç dikimi, poşet toplama, bahçe düzenleme gibi işlerde istihdam edilecekler" diye konuştu.

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Garanti Bankası Sendikasyon Anlaşması İmzaladı


600 milyon euro tutarındaki sendikasyon kredisinin imza töreni Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özel'in katılımıyla Londra'daki Claridges otelde yapıldı

Garanti Bankası ihracatın finansmanında kullanılmak üzere uluslararası piyasalardan toplam 600 milyon avro karşılığı 1 yıl vadeli sendikasyon kredisi aldı ve küresel krizin derinleşmeye başladığı 2008'den bu yana gerçekleştirilen yenileme oranı yüzde yüz olan ilk sendikasyon işlemine imza attı.
600 milyon avro tutarındaki sendikasyon kredisinin imza töreni Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özel ve Genel Müdür Yardımcısı Tolga Egemen'in katılımıyla Londra'daki Claridges otelde yapıldı.
Kredi için piyasadan 600 milyon avro'nun üzerinde bir talep gelmesine rağmen, Garanti Bankası'nın geleneğini bozmayarak, tutar arttırımına gitmediği bildirildi.
15 ülkeden 31 bankanın katıldığı sendikasyon kredisi, 109 milyon 974 bin 375 ABD doları ve 517 milyon 312 bin 500 avro tutarında iki dilimden oluştu.
Libor ve Eurolibor artı 250 maliyetle gerçekleşen işlemin koordinasyonunu, son üç sendikasyonda olduğu gibi Garanti Bankası üstlendi.
Düzenlenen törende konuşan Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen, uluslararası finansal piyasalardaki zorlu koşullara rağmen, yurt dışından borçlanma yaratmak konusundaki geleneksel başarılarını tekrar ettiklerine dikkat çekti.
Garanti Bankası'nın güçlü ilişki ağı ve dış ticaretteki lider konumunun sağladığı kaynağı, ihracat yapan Garanti Bankası müşterilerinin hizmetine sunacaklarını da belirten Ergun Özen, koşullar ne olursa olsun Garanti Bankası'nın ve Türk Bankacılık sektörünün uluslararası piyasalardaki güvenilirliğinin son derece yüksek olduğunu vurguladı.
Özen, Türk bankacılık sistemini de övdüğü konuşmasında, Türk bankalarının toksik varlıklarının bulunmadığına ve küresel krize en dayanıklı bankacılık sistemi olduğunun kanıtlandığına da işaret etti

Bazı İşler Bağırmakla Hallolmaz

Bankalara çok kızıyoruz. Hadi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Sayın Hisarcıklıoğlu onlara kızıyordu. Son günlerde Sayın Başbakanımız da bankalara kızmaya başladı. Bankaların işi zor. Farkında mısınız, aslında bankalara banka gibi davrandıkları için kızıyoruz.
Biz bugünlerde milletçe bankaların banka gibi davranmamasını istiyoruz. Ama onlar banka gibi davranmaya devam ediyorlar. Peki, bankaların davranış biçimini değiştirebilmek mümkün mü? Elbette mümkün. Bunun için "banka gibi" davranmanın manasını değiştirecek kamusal tedbirler almak gerekiyor. Bugün müsaadenizle öncelikle ortadaki yapısal probleme bir değinelim.
Sonra da hükümetimizin alacağı tedbirlerle bankaların davranış biçimini nasıl değiştirebileceğine değinelim. Değinelim ki, herkes kendi üzerine düşen işi açık seçik görebilsin. Enerjimiz boşa harcanmasın.
Herkes bankalara neden kızıyor? Cevabı aşağıdaki grafikte saklı. Bankalarımız Ekim 2008'den beri portföylerini yeniden düzenliyorlar. Şirketler kesimine aktardıkları banka kredilerini azaltırken devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) miktarını artırıyorlar.

Böylece kriz ortamında bankalarımız, herkes gibi, daha likit kalmaya çalışıyorlar. Nasıl şirketlerimiz krizde öncelikle mal stoklarını boşaltmaya çalışıyorlarsa bankalarımız da kredi portföylerini azaltmaya çalışıyorlar. Bu, ilk sonuç. Elbette verilere ayrıntılı olarak bakıldığında kredi vermeyi bilen ve portföyü büyük bankaların bunu daha zor yapabildikleri görülebiliyor. Ama sonuç değişmiyor.
Bu da ikinci tespit. Bu arada yine verilere bakıldığında son birkaç aydır kamu bankalarının hızla tüketici kredilerini artırmaya çalıştıkları görülüyor. Üçüncü tespit müsaadenizle bu olsun. Buradan çıkarılabilecek sonucu ise bir dördüncü tespit olarak not edelim: Bankalar şirketlere kredi açmıyorlar ama Hazine'ye borç veriyorlar. Hazine ise bu ilgiden memnun, artan miktarda borçlanıyor.

Dolayısıyla kamu, bankaların bu davranış biçiminden hiç de mutsuz olmuş gibi durmuyor. Beşinci tespit ortadadır: Bankalar şirketlere kredileri hızla keserlerse daralan ekonomik aktivite banka bilançolarını geri ödenmeyen krediler biçiminde vurur. Banka kendi başlattığı hareketin mağduru olur. Dolayısıyla bankayı banka gibi davranmak konusunda yalnız bırakmamak gerekir. Burada devlete düşen bir ödev vardır.
Peki, bankalar neden böyle davranıyor? Küresel kriz şirketler kesimini olumsuz etkiliyor. Bankalar iyi şirketleri kötülerden ayıramadıkları ve de bu durumun ne zaman biteceğini bilemedikleri için çok doğal olarak şirketler kesiminden uzak duruyorlar. Bankaların kendilerine sunulan likidite imkânları artarken ve maliyetler azalırken şirketlere yüksek oranlı kredi faizi önermeleri, fahiş kâr elde etmek istemelerinin değil, bir bütün olarak kredi açmak istememelerinin tezahürüdür.
O oranlar bankaların esasen şirketlere kredi açmak istemediklerini gösteriyor. Ekonominin işleyiş biçimi değişirken başka ne beklerdiniz? Bankalar tedbirli bir tüccar gibi davranıyorlar. "Her an her şeyin olabileceği" bir dönemde, likit kalarak, "manevra kabiliyetlerini yükseltmek", gerektiğinde hızla yeni pozisyon alabilmek istiyorlar. Şirketler kesimi yapı değiştirirken şirketlere borç vermemek, banka gibi davranmaktır. Normaldir.
Ancak bu davranış biçimi, oyunun kuralları kendi haline bırakıldığında normaldir. Dünya ve Türkiye bugünlerde normal bir dönemin içinden geçmemektedir. Amerikan Merkez Bankası'ndan sonra Avrupa Merkez Bankası'nın da şirketlerin kısa vadeli nakit ihtiyaçlarını finanse ettiği bir dönem normal bir dönem değildir.
Bu dönemde bankaların, kendi başlarına, banka gibi davranmayı bırakarak, ülkenin üretim kapasitesini korumaya yönelmesini beklememek gerekir. Yapılması gereken bankaları ülkenin üretim kapasitesini korumaya ve şirketler kesimini desteklemeye ikna edecek bir müşevvik sistemini tasarlamaktır.

Bunun yolu bankaların bu dönemde alacakları riskleri bir biçimde paylaşmaktan/sosyalleştirmekten geçmektedir. Bankaları bu riskleri almaya yalnızca kamu ikna edebilir. Hükümetimiz alabileceği tedbirlerle bankaların şirketler kesimini desteklemesini sağlayabilir. Üstelik bunu piyasa mekanizmasını kullanarak yapabilir.
Peki, nedir hükümetimizin bankaları şirketlere kredi vermeye ikna etmek için alabileceği, ancak bugüne kadar almadığı tedbirler? Uzun uzun yazmak yerine gelin dört temel önlem biçimini ve bunların manasını alt alta yazalım. Birincisi, aylardır tartışılan kredi garanti fonunu güçlendirmektir. Bu yolla şirketlerin hem mevcut kredileri yeniden yapılandırılarak, vadeler uzatılabilir hem de yeni kredi açılabilir.
Burada söz konusu olan kamunun açılan kredilerin bir bölümüne doğrudan kefil olmasıdır. İkincisi, bankaların kendilerini daha güvende hissetmeleri için bankalara gerektiğinde sermaye benzeri kredi vasıtasıyla destek olmak üzere bir sistem tasarlanabilir.

Üçüncüsü, Merkez Bankası bankalara likidite sağlama sistemini açtıkları kredilere bakarak işletebilir. Bu ne demektir? En çok krediyi açan banka en kolay ve en ucuz likiditeye ulaşabilmelidir. Bu, şimdi tersine işlemektedir. Dördüncüsü ise hükümetimiz bankaların önüne bir çıkış yolu stratejisi koymalı, onların yolunu aydınlatmalıdır. Bu aslında yeni bir ekonomik programdır.
Sonuç açıktır: Bankaların şirketlere daha çok kredi açabilmesi için hükümetimizin tedbir alması gerekmektedir.
Bazı işler bağırmakla hallolmaz.